Birçok insan artık sessizliği “boşluk” gibi değil, dinlenme alanı gibi görüyor. Çünkü modern hayat, fark etmeden bizi sürekli bir şeye maruz bırakıyor: konuşmalar, bildirim sesleri, trafik, müzik, ekranlar, kalabalıklar… Bu kadar çok uyarının içinde sessizlik, kendiliğinden gelen bir şey olmaktan çıktı. Bulunan, seçilen, hatta bazen satın alınan bir şeye dönüştü. Ve tam da bu yüzden “sessizlik lüks oldu” cümlesi çok duyulur hale geldi.
Bu yazıda sessizliği romantikleştirmeden, basit ve anlaşılır şekilde ele alacağız: Sessizlik nedir, bize ne çağrıştırır, neden bazen iyi bazen rahatsız edici gelir, “sessiz alan” ne demektir ve modern hayatta sessizliğe ulaşmak neden zorlaştı.
Sessizlik sadece “sesin olmaması” değildir. Çoğu zaman sessizlik, zihnin gürültüsünü duyabildiğimiz bir alan yaratır. Bu yüzden sessizlik herkes için aynı şey anlamına gelmez:
Bu farklılık normaldir. Çünkü sessizlik, çoğu zaman bize dışarıdan bir şey “sunmaz”; içeriye dönmeye alan açar. İçeride ne varsa, daha görünür olur. Bu da sessizliği bazen rahatlatıcı, bazen zorlayıcı yapar.
Evet. Sessizlik çoğu insan için bir “lüks” gibi görünse de, aslında temel bir ihtiyaçla bağlantılıdır: zihinsel toparlanma.
Gün içinde sürekli uyarı almak şunu yapar:
Sessizlik ise bunun tersine bir alan açar:
Burada amaç “hiç düşünmemek” değildir. Amaç, düşüncelerin arasında boşluk oluşmasına izin vermek gibidir. Bu boşluk, iyi gelen şeydir.
Bu yüzden bazı insanlar sessizliği hemen doldurmak ister: arka planda bir şey açılsın, telefona bakılsın, biriyle mesajlaşılsın… Bu da çok insani bir refleks: Sessizlikte kendi iç sesin yükselir ve herkes buna hazır hissetmeyebilir.
Buradaki ana fikir şu:
Sessizlik her zaman “iyi his” getirmez, ama çoğu zaman “iyi gelme” potansiyeli taşır. Çünkü iyileşme her zaman konforlu başlamaz.
Modern hayat, sessizliği “kendiliğinden” üreten bir düzen kurmuyor. Tam tersine, dikkatini çekmek isteyen sistemler üzerine kurulu.
Sessizliğin zorlaşmasının birkaç sebebi var:
Mesajlara hızlı dönme baskısı, bildirimler, aramalar… “Ulaşılabilir olmak” neredeyse sosyal bir görev gibi yaşanıyor.
Şehir yaşamı, kalabalık, trafik, inşaat, toplu taşıma… Bazen evin içinde bile “tam sessizlik” yok.
Ekran sadece ışık değil; aynı zamanda bilgi, duygu, karşılaştırma, hız demek. Ekrandan çıktığında bile zihin “açık sekmeler” gibi kalabiliyor.
Boşluk, modern insanı tedirgin edebiliyor. Çünkü boşluk, üretkenlik kültüründe bazen “verimsizlik” gibi okunuyor. Oysa zihnin dinlenmesi, verimsizlik değil; bakımdır.
Sessiz alan, sadece sesin az olduğu yer değildir. Daha doğru tanım şu:
Zihnin gevşeyebildiği, dikkatinin dağılmadığı ve “kendine dönebildiğin” ortamdır.
Bu bazen fiziksel bir yer olur:
Bazen de bir davranış biçimidir:
Sessiz alanın amacı “hayattan kaçmak” değil; hayatın içine daha sağlam dönmektir.
Bugün “sessiz alan” fikrinin popülerleşmesi tesadüf değil. İnsanlar şunu fark ediyor:
Bu yüzden sessizlik; spa, retreat, meditasyon, mindfulness, sessiz kütüphaneler, sessiz vagonlar, hatta “sessiz çalışma alanları” gibi formlarla karşımıza çıkıyor.
Bu noktada sessizlik “lüks” gibi duruyor çünkü:
Sessizlik aramak kadar, onu “tasarlamak” da önemlidir. Büyük değişiklikler şart değil. Küçük ama net adımlar yeter:
Sessizlik Lüks Değil, Bir Bakım Biçimi
Sessizliğin lüks gibi görünmesi, onu gerçekten “gereksiz” yaptığı için değil; modern hayatın onu otomatik olarak sunmaması yüzünden. Bugün sessizlik, birçok insan için bir konfor değil; bir denge aracı.
Sessiz alan; daha iyi düşünmek, daha iyi hissetmek ve daha net yaşamak için bir kaçış değil, bir geri dönüş noktasıdır. Gürültü büyüdükçe, sessizlik daha değerli görünür. Çünkü sessizlik, çoğu zaman bize şunu hatırlatır:
Hayat sadece yetişilecek şeylerden oluşmaz; hissedilecek, sindirilecek ve içerden anlaşılacak bir tarafı da vardır.
Merhaba! 👋
Size nasıl yardımcı olabiliriz?