Koleksiyonculuk, çoğu zaman “bir şeyleri saklama” isteğiyle başlar ama kısa sürede bir kültüre dönüşür.
İnsan; sevdiği dönemi, müziği ya da görsel dili elinin altında tutmak ister. Bu yüzden koleksiyon, bazen kişisel bir arşiv gibi ilerler: parça bulunur, korunur, düzenlenir. İş büyüdüğünde hobi sınırını aşar ve ciddi ölçeklere ulaşır. Örneğin Brezilyalı koleksiyoner Zero Freitas, milyonlarca parçayı bulan dev bir plak arşiviyle tanınır.
Poster tarafında ise rekor çok net: Fritz Lang’in Metropolis (1927) filmi için hazırlanan orijinal poster, 15 Kasım 2005’te Londra’da Reel Poster Gallery aracılığıyla bir ABD’li koleksiyoner tarafından 690.000 dolara satın alındı ve Guinness’e “en pahalı film posteri” olarak geçti.
Bu örnekler şunu gösteriyor: Koleksiyonculuk bazen nostaljiyle, bazen “nadir olanı bulma” hırsıyla, bazen de “koruma” sorumluluğuyla büyür.
Plak: Müziğin Somut Hâli
Plak, müziği sadece dinletmez; onu “elde tutulan” bir şeye çevirir. Kapak tasarımı, iç zarf, baskı bilgileri ve iğnenin plağa inişi dinlemeyi bir ritüel gibi hissettirir. Bu yüzden plak koleksiyonculuğu sadece şarkılardan ibaret değildir. İnsanlar aynı albümün farklı basımlarını (ülke basımı, ilk basım, özel seri) arar. Çünkü küçük farklar bile koleksiyon değerini değiştirir.
En pahalı plak (açık artırma rekoru):
Guinness’e göre açık artırmada satılan en pahalı “vinyl” kayıt, Ringo Starr’ın kişisel kopyası olan The Beatles “White Album”. Bu kopya 5 Aralık 2015’te, Julien’s Auctions (Los Angeles, ABD) satışında 790.000 dolara ulaştı.
Plak koleksiyonu “emek” ister. Doğru baskıyı bulmak için aylarca araştırma yapılır. Bazı parçalar başka şehirlerden, başka ülkelerden gelir. Kargo riskine karşı ekstra paketleme masrafı çıkar. Koleksiyon büyüdükçe raf, alan ve koruma düzeni gerekir. Yani fedakârlık çoğu zaman para değil; zaman, yer ve sabırdır.
Kaset: Daha Kişisel, Daha Yakın
Kaset, analog dünyanın daha günlük ve daha kişisel yüzü gibidir. Walkman, araba teybi, karışık kasetler… Özellikle “mixtape” kültürü kaseti duygusal olarak güçlendirir. Çünkü kaset, sadece dinlemek değil, kayıt almak ve paylaşmak demektir. Bu yüzden kaset koleksiyonculuğu bazen çok özel bir arşive dönüşür: küçük yayınevleri, yerel basımlar, demo kayıtlar, artık bulunmayan işler.
ABD’nin Kentucky eyaletinde, Burnside kasabasında yaşayan John Platt, elinde 18.000+ kaset olduğunu söyleyip Guinness’e girmeyi hedeflediğini yerel haberlerde anlatıyor.
Poster koleksiyonculuğu, müzik ve sinema kültürünün “görsel hafızası”dır. Bir postere baktığında sadece bir film ya da konser görmezsin; o dönemin tasarım dili, renkleri, tipografisi de gelir. Posterlerin değerini genelde iki şey artırır: nadir bulunması ve iyi durumda kalması (yırtık, solma, kırışma gibi). Rekor örnek burada çok net: Metropolis posteri, Guinness kaydına göre 690.000 dolar ile en pahalı film posteri satışı olarak geçiyor.
Neden Biriktiriyoruz?
Koleksiyonculuk çoğu insanda üç temel şeyi besler:
Aidiyet: “Bu benim zevkim” deme ihtiyacı.
Düzen: Hayatın dağınıklığı içinde kontrol edilebilen bir alan kurma isteği.
Hikâye: Her parçanın bir bulunuş anısı vardır; koleksiyon o anıların toplamı olur.
Analog formatların gücü burada çıkar. Dijitalde her şeye hemen ulaşılır. Analogda ise ararsın, beklersin, bulursun. Bu süreç, bağ kurmayı güçlendirir.
Plak, kaset ya da poster… Koleksiyon aslında “eşya” değil; seçtiğin bir dünyayı, sevdiğin bir zamanı ve kendine ait bir zevki düzenli şekilde yanında tutmaktır. Bu yüzden doğru kurulan bir koleksiyon, insana hem iyi hissettirir hem de kalıcı bir bağ bırakır.
Merhaba! 👋
Size nasıl yardımcı olabiliriz?